|
|
|
||||
|
Osman Hamdi Bey
1842 - 1910 yılları arasında yaşayan Osman Hamdi Bey, ülkesine ve topluma olumlu katkılarda bulunan, çalışmaları ile geleceğe ışık tutan değerli bir “ Kültür ve Sanat Adamı “ dır. Usta bir yönetici, ressam, arkeolog, hoca, müzeci ve yazar olarak tanıdığımız Osman Hamdi Bey’in geride bıraktığı her şey, toplumda çağdaşlaşmayı hazırlayıcı, ileriye yönelik adımlar atılmasını sağlayıcı özelliğe sahiptir. Geride bıraktığı armağanların en başında Arkeoloji Müzeleri ve Güzel Sanatlar Akademileri gelir. Tabloları birer sanat eseri olmanın yanısıra kültür ağırlıklı yapıtlardır.Babası İbrahim Edhem Bey, Osmanlı Devletinde eğitim için Avrupa’ya gönderilen ilk dört gençten biridir. Osman Hamdi Bey de eğitimini Avrupa’da yapmış ve bu durumun ona sağladığı imkanları ülkesi yararına çok iyi değerlendirmiştir.
İkinci Mahmud zamanında Sakız adasında çıkan bir isyanın bastırılması sırasında ele geçen esirler arasında İstanbul’a getirilen İbrahim Edhem köle olarak satışa çıkarılmış ve Kaptan-ı Deya Hüsrev Paşa tarafından satın alınmıştır. Daha sonra Sadrazamlık da yapan Hüsrev Paşa, kölelerini evladı sayan, onların her yönünden çok iyi yetiştirilmesi ni sağlayan bir kişi idi. 1829 yılında Sultan Mahmud’un izni ile ve tüm masrafları kendisine ait olmak üzere Avrupa’ya eğitime gönderdiği dört çocuğu arasında Osman Hamdi Bey’ in babası da bulunuyordu. 9 yaşında Paris’e gönderilen İbrahim Edhem 1839 yılında Paris Maden Okulunu birincilikle bitirdi. Türkiye’ye döndükten sonra askeri sınıfa geçen İbrahim Edhem, 1877’de Sadrazamlığa yükseldi. İşte böyle bir babanın oğlu olan Osman Hamdi, İstanbul’da Mekteb-i Maarif-i Adliye ‘yi bitirdikten sonra, hukuk öğrenimi için babası tarafından Paris’e gönderildi.
Paris’te onu çeken hukuk değil güzel sanatlar oldu. 12 yıl süren eğitimi sonunda kendisine verilen görev Bağdat Valiliğinde devlet memurluğu oldu. Burada resim çalışmalarına devam eden Osman Hamdi Bey daha sonra İstanbul’da çeşitli görevlerde bulundu. Bu görevler ağırlıklı olarak Hariciye Nazırlığında’da idi. 1881 yılında Müze Müdürlüğüne tayin edildi ve Türk kültür tarihinde önemli bir yeri olan Osman Hamdi Bey böylece asıl kimliği ile ortaya çıkabildi.
30 yıllık Müze-i Humayun, onun çalışmaları ile dünyanın en önemli müzelerinden biri olan İsatnbul Arkeoloji Müzesine dönüştü.
Babasının Dahiliye Nazırı olmasından yararlanarak vilayetlere gönderilen genelgeler sonucu, Anadolu’nun her köşesindeki eserler istanbul’a getirildi. Bunların içinde biri, bir sanat pırlantası olan “İskender Lahdi” de Sayda kazılarında bulunan diğer eserlerle birlikte İstanbul’ a gelince, bir müze binası gerekliliği iyice ortaya çıktı. Osman Hamdi Bey, hem yeni bir müze binası hem de Sanayi-İ Nefise Mektebi için gerekli izni alarak, bunları gerçekleştirdi.
Güzel Sanatlar ve müzeciliğe ilgi duyan bir kişinin Arkeolojiden uzak kalması mümkün değildi. Tablolarında en ince noktaları işleyen bir detay ressamı olma özelliğine sahip Osman Hamdi Bey, görevine de aynı dikkatli, sabırlı ve araştırmacı özellikleri yansıtıyordu. Müze Müdürü olarak bir çok kazı yaptırdı, bazilarını özellikle kendisi yönetti ve eski eserlerin yurt dışına çıkmasını önlemek amacı ile 1884’ de Asar-ı Atika Nizamnamesi ni çıkarttı. Onun döneminde Nemrut Dağı, Sayda Lagina, Tralles, Alabanda, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan, Langaza, Sakçagözü, Sidamara, Bozöyük, Rodos, Bozcaada, Yortan, Notion, Kadeş, Gorikos, Tedmür, Mahmudiye kazıları yapıldı. Yıllarca yabancıların yabancıların yönetiminde bulunan bu tür çalışmalar sırasında, ülkemiz topraklarında çıkan eserlerinyurt dışına kaçırılması da böylece son bulmuştu.
Günümüzde en çok ressam yönüyle tanınan Osman Hamdi Bey’in tablolarında Paris’te bulunduğu yıllarda ders aldığı hocaları Gerome ve Boulanger‘in etkileri vardır. Türk resmine ilk olarak figürlü kompozisyonu getiren Osman Hamdi, Orientlizm akımının öncüsü olan hocası Gerome’ in etkisini de tüm tablolarında yansıtmıştır. Onun diğer bir ilki de, Türk resminde ka dın konusu ele alan ilk kişi olmasıdır. Figürü kompozisyonlarda, kadını evde herhangi bir işle uğraşırken, çalgı çalarken, çarşıya giderken, türbe ziyaret ederken, işleyen sanatçı, yaşamımızın bütününde, kadının da erkek kadar yeri olduğu mesajını vermeye çalışmıştır. Kadının eve kapatıldığı, daha açıkçası ikinci derecede insan muamelesi gördüğü bir toplumda, bu çok önemli mesajdır. 24 Şubat 1910 ‘ da İstanbul’ da vefat eden Osman Hamdi Bey ‘ in cenazesi, büyük bir törenle, Kuruçeşme’deki yalısından alınıp Sirkeci rıhtımına getirildi. Ayasofya Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra yıllarını harcadığı ve en büyük eseri olan müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirildi.
Yabancı konuklar ve Saray erkanı dışında Sanayi-İ Nefise Mektebi öğrencileri yol boyunca cenaze alayının yanında yürüyorlardı. Şirket-i Hayriye bir vapuruna yerleştirilen cenaze , sanatçının vasiyeti üzerine hayatta iken çok sevdiği ve uzun yıllarını geçirdiği Eskihisar’a getirildi. 1842 - 1910 yılları arasında yaşayan Osman Hamdi Bey, ülkesine ve topluma olumlu katkılarda bulunan, çalışmaları ile geleceğe ışık tutan değerli bir “ Kültür ve Sanat Adamı “ dır. Usta bir yönetici, ressam, arkeolog, hoca, müzeci ve yazar olarak tanıdığımız Osman Hamdi Bey’in geride bıraktığı her şey, toplumda çağdaşlaşmayı hazırlayıcı, ileriye yönelik adımlar atılmasını sağlayıcı özelliğe sahiptir. Geride bıraktığı armağanların en başında Arkeoloji Müzeleri ve Güzel Sanatlar Akademileri gelir. Tabloları birer sanat eseri olmanın yanısıra kültür ağırlıklı yapıtlar dır.Babası İbrahim Edhem Bey, Osmanlı Devletinde eğitim için Avrupa’ya gönderilen ilk dört gençten biridir. Osman Hamdi Bey de eğitimini Avrupa’da yapmış ve bu durumun ona sağladığı imkanları ülkesi yararına çok iyi değerlendirmiştir. İkinci Mahmud zamanında Sakız adasında çıkan bir isyanın bastırılması sırasında ele geçen esirler arasında İstanbul’a getirilen İbrahim Edhem köle olarak satışa çıkarılmış ve Kaptan-ı Deya Hüsrev Paşa tarafından satın alınmıştır. Daha sonra Sadrazamlık da yapan Hüsrev Paşa, k ölelerini evladı sayan, onların her yönünden çok iyi yetiştirilmesini sağlayan bir kişi idi. 1829 yılında Sultan Mahmud’un izni ile ve tüm masrafları kendisine ait olmak üzere Avrupa’ya eğitime gönderdiği dört çocuğu arasında Osman Hamdi Bey’ in babası da bulunuyordu. 9 yaşında Paris’e gönderilen İbrahim Edhem 1839 yılında Paris Maden Okulunu birincilikle bitirdi. Türkiye’ye döndükten sonra askeri sınıfa geçen İbrahim Edhem, 1877’de Sadrazamlığa yükseldi. İşte böyle bir babanın oğlu olan Osman Hamdi, İstanbul’da Mekteb-i Maarif-i Adliye ‘yi bitirdikten sonra, hukuk öğrenimi için babası tarafından Paris’e gönderildi.Paris’te onu çeken hukuk değil güzel sanatlar oldu. 12 yıl süren eğitimi sonunda kendisine verilen görev Bağdat Valiliğinde devlet memurluğu oldu. Burada resim çalışmalarına devam eden Osman Hamdi Bey daha sonra İstanbul’da çeşitli görevlerde bulundu. Bu görevler ağırlıklı olarak Hariciye Nazırlığında’da idi. 1881 yılında Müze Müdürlüğüne tayin edildi ve Türk kültür tarihinde önemli bir yeri olan Osman Hamdi Bey böylece asıl kimliği ile ortaya çıkabildi.30 yıllık Müze-i Humayun, onun çalışmaları ile dünyanın en önemli müzelerinden biri olan İstanbul Arkeoloji Müzesine dönüştü. Babasının Dahiliye Nazırı olmasından yararlanarak vilayetlere gönderilen genelgeler sonucu, Anadolu’nun her köşesindeki eserler İstanbul’a getirildi. Bunların içinde biri, bir sanat pırlantası olan “İskender Lahdi” de Sayda kazılarında bulunan diğer eserlerle birlikte İstanbul’ a gelince, bir müze binası gerekliliği iyice or taya çıktı. Osman Hamdi Bey, hem yeni bir müze binası hem de Sanayi-İ Nefise Mektebi için gerekli izni alarak, bunları gerçekleştirdi.Güzel Sanatlar ve müzeciliğe ilgi duyan bir kişinin Arkeolojiden uzak kalması mümkün değildi. Tablolarında en ince noktaları işleyen bir detay ressamı olma özelliğine sahip Osman Hamdi Bey, görevine de aynı dikkatli, sabırlı ve araştırmacı özellikleri yansıtıyordu. Müze Müdürü olarak bir çok kazı yaptırdı, bazilarını özellikle kendisi yönetti ve eski eserlerin yurt dışına çı kmasını önlemek amacı ile 1884’ de Asar-ı Atika Nizamnamesini çıkarttı. Onun döneminde Nemrut Dağı, Sayda Lagina, Tralles, Alabanda, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan, Langaza, Sakçagözü, Sidamara, Bozöyük, Rodos, Bozcaada, Yortan, Notion, Kadeş, Gorikos, Tedmür, Mahmudiye kazıları yapıldı. Yıllarca yabancıların yabancıların yönetiminde bulunan bu tür çalışmalar sırasında, ülkemiz topraklarında çıkan eserlerinyurt dışına kaçırılması da böylece son bulmuştu.Günümüzde en çok ressam yönüyle tanınan Osman Hamdi Bey’in tablolarında Paris’te bulunduğu yıllarda ders aldığı hocaları Gerome ve Boulanger‘in etkileri vardır. Türk resmine ilk olarak figürlü kompozisyonu getiren Osman Hamdi, Orientlizm akımının öncüsü olan hocası Gerome’ in etkisini de tüm tabloların da yansıtmıştır. Onun diğer bir ilki de, Türk resminde kadın konusu ele alan ilk kişi olmasıdır. Figürü kompozisyonlarda, kadını evde herhangi bir işle uğraşırken, çalgı çalarken, çarşıya giderken, türbe ziyaret ederken, işleyen sanatçı, yaşamımızın bütününde, kadının da erkek kadar yeri olduğu mesajını vermeye çalışmıştır. Kadının eve kapatıldığı, daha açıkçası ikinci derecede insan muamelesi gördüğü bir toplumda, bu çok önemli mesajdır. 24 Şubat 1910 ‘ da İstanbul’ da vefat eden Osman Hamdi Bey ‘ in cenazesi, büyük bir törenle, Kuruçeşme’deki yalısından alınıp Sirkeci rıhtımına getirildi. Ayasofya Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra yıllarını harcadığı ve en büyük eseri olan müzenin bulunduğu Çinili Köşk’e getirildi.Yabancı konuklar ve Saray erkanı dışında Sanayi-İ Nefise Mektebi öğrencileri yol boyunca cenaze alayının yanında yürüyorlardı. Şirket-i Hayriye bir vapuruna yerleştirilen cenaze , sanatçının vasiyeti üzerine hayatta iken çok sevdiği ve uzun yıllarını geçirdiği Eskihisar’a getirildi . |
. |
||||
|
__e- mail__
@rkeoloG ® 2001 © |
|||||